twitter

Hofstede’in Toplumsal Değerler Araştırması ve Türkiye

 

Kültürün Bireycilik ve Toplulukçuluk Boyutu:

 

Bireycilik/toplulukçuluk kavramları, kültürlerarası psikolojide 1980’li yıllarda en çok tartışma ve araştırma konusu olan kavramlardır. Akademik çalışmalar sonucu elde edilen bulgular ve Doğuda, özellikle Uzak Doğu’daki ekonomik atılımlar nedeniyle, bireycilik/toplulukçuluk konusuna artan bir ilgi olmuştur (Kağıtçıbaşı, 1991). Hofstede tarafından yapılan çalışmalar Batılı kültürlerin bireyci, Doğulu kültürlerin ise toplulukçu olduğuna yönelik bulgular sunmuştur. Bu bulgular, bireyci kültürlerdeki kişilerin bireysel davranış gösterdikleri, toplulukçu kültürlerdeki kişilerin ise ortaklaşa davranış gösterdiğini işaret etmektedir. Bu kültür farklılıkları, o kültürlerin içinde yaşayan bireylerin sadece davranışlarını değil bütün psikolojik süreçlerini etkilemektedir (Yıldız & Erdoğmuş, 1998).

Hofstede bu iki kavramı şöyle açıklamıştır “Bireycilik, bireyler arasındaki bağların gevşek olduğu, herkesin sadece kendine veya çekirdek ailesine bakmak zorunda olduğu kültürler için geçerlidir”. “Toplulukçuluk ise insanların doğuştan itibaren güçlü ve sıkı gruplara bağlı olduğu ve bu bağlılığın yaşam boyunca, sorgulanmayan bir sadakat karşılığında var olduğu toplumlarda vardır”. Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 40 ülkeden 116.000 çalışanın katıldığı araştırmada elde edilen bulgular kültürel anlamda belirgin farklılıklar içeren 4 ana kültürel boyut altında incelenmiştir. Bu boyutlar; bireycilik ve toplulukçuluk (Collectivism vs Individualism), kadınsılık ve erkeksiliği temsil eden baskın değerler (Feminity vs Masculinity), güç mesafesi (Power distance) ve belirsizlikten kaçınma (Uncertainty avoidance) dır. Daha sonra uzun erimli yönelme (Long term orienatation) boyutu da eklenmiştir (Dengiz, 2008).

Hofstede’nin yaptığı çalışmalar sonucu Türk çalışanlarının bireycilik eğilimlerinin toplulukçu eğilimlere göre düşük olduğu saptanmıştır. Bireyciliğe karşıt bir konumda olan toplulukçu kültürlerde “biz” bilinci hakimken, bireyci kültürlerde “ben” bilinci gelişmiştir. Toplulukçu kültür, grubu ön planda tutarken, bireyci kültürler bireyi ön planda tutmaktadır. Hofstede’in araştırmasında Batılı ülkelerin yüksek bireycilik puanlarına ulaştıkları, Doğulu ve Latin kökenli ülkelerin ise ortaklaşa davranışçı eğilimler gösterdikleri görülmüştür  (Kağıtçıbaşı, 2001).

Bireyciliğin toplumsal normlarını gösteren çizelgede, düşük bireycilik eğilimine ilişkin tanımlamaların Türk kültürü ile büyük ölçüde benzeştiği gözlenmiştir. ABD’nin 91 puanla birinciliği aldığı bireycilik ölçeğinde Türkiye 37 puan almıştır (Şekil 1). Dikkate değer bir diğer bulgu ise Yunanistan’ın bireycilik ölçeğinde Türkiye’ye paralel şekilde 35 puanla yer almasıdır (Dengiz, 2008)

Şekil 1. Türkiye-ABD Kültürel Karşılaştırması

Kaynak: http://www.geert-hofstede.com

Power Distance (PDI): Güç Mesafesi, Individualism (IDV): Bireyselcilik, Masculinity (MAS) :Erkeksilik, Uncertainty Avoidance (UAI) : Belirsizlikten kaçınma

 

Hofstede, toplumları, bireycilik ve toplulukçuluk düzleminde değerlendirirken Triandis, bireycilik ve toplulukçuluğun yatay boyutlarına dikkat çekmiştir. Bu boyutlar Realo ve arkadaşlarının çalışmalarında ayrıntılarıyla incelenmiştir. H.C. Triandis araştırmalarında bireyci toplumların dünya nüfusunun üçte birini oluşturduğunu saptamıştır.

 

Şekil 2. Türkiye’nin Toplumsal Değerleri

Kaynak: http://www.geert-hofstede.com

Power Distance (PDI): Güç Mesafesi, Individualism (IDV): Bireyselcilik, Masculinity (MAS) :Erkeksilik, Uncertainty Avoidance (UAI) : Belirsizlikten kaçınma

 

Şekil 2’ye bakıldığında Türkiye’nin yapılan araştırma sonucu oluşan grafiği görülmektedir. Aslında toplulukçu kültür, imece ve benzeri sosyal yardımlaşmalar Türk kültüründe yüzyıllardır var olan bir toplumsal özelliklerdir. Ancak zorlama etik değerlerin empoze edilmeye başlandığı 80’li yıllarda köşe dönmecilik, “benim memurum işini bilir” gibi yaklaşımlarla bireycilik ön plana çıkarılmaya çalışılmıştır (Dengiz, 2008).

 

Kültürün Kadınsılık-Erkeksilik Boyutu:

 

Çalışmada Türk toplumunda kadınsı değerlerin erkeksi değerlere göre hakim olduğu saptanmıştır. Hofstede, erkeksi kültürün özelliklerini;
atılganlık, para elde etme hırsı ve materyalist değerleri olarak ele almıştır. Erkeksi değerlere önem veren toplumlarda bireyler güç ve başarıyı ön planda tutmaktadırlar. Bu toplumlarda kadın ve erkek rolleri arasında kesin bir ayrım vardır. Uyuşmazlıkların tartışılarak çözümlenmesi yoluna gidilmektedir. Kadınsı değerlerin tercih edildiği toplumlarda ise, kişilerarası uyum ve anlaşma çok önemli bir yere sahiptir (Taştan, 2007). Bu kültürler iinsan ilişkileri ve insana verilen önemin, yaşamın genel niteliğinin ön plana alındığı kültürler olarak belirlenmiştir (Yıldız & Erdoğmuş, 1998). Bu nedenle, anlaşmazlıklarda çatışmaya girmektense, örtbas etme yoluna gidilmektedir. Mutluluk ve kişilerarası huzur, başarı ve güç elde etmekten daha ön planda tutulmaktadır. Japonya, Avusturya, Venezuela, İsviçre ve İtalya erkeksi değerlerin benimsediği ülkelerin başında bulunmuştur. Danimarka, Hollanda, Norveç ve İsveç ise kadınsı değerlerin benimsendiği ülkelerin başında bulunmuştur. Türkiye otuzuncu sırayla (1= yüksek erkeksi değerler; 40 = yüksek kadınsı değerler) kadınsı değerlerin ağır bastığı bir kültür olarak tanımlanmıştır. Buradan Türk kültüründe kadınsı değerlerin (şefkat, merhamet, nezaket, çocukları çok sevmek, sadakat vb.) egemen olduğu söylenebilmektedir (Dengiz, 2008).

 

Kültürün Güç Aralığı Boyutu:

 

Kültürün boyutlarından bir diğerini oluşturan değer ise toplumlarda kişilerarası güç ilişkilerdeki güç mesafesine dayanan boyuttur. ‘Güç aralığı’ (power distance), toplumda güç dağılımındaki eşitsizliğin nasıl algılandığı ile ilgilidir. Güç aralığı geniş olan kültürlerde, güç dağılımında ve buna bağlı olarak fırsat eşitsizliğindeki dengesizlik kabullenilmektedir. Bu kültürlerde unvan, statü, pozisyon gibi betimleyici öğelere de fazlasıyla önem verilerek ve saygı duyulmaktadır; iş yerlerinde işçi ile işveren arasındaki mesafe hissedilmekte ve korunmaktadır. Güç aralığı dar olan kültürlerde ise güç sahibi kişilere yaklaşmak ve onlarla yakınlaşmak daha kolaydır. İşyerlerinde önemli kararlar verileceği sırada, çalışanların fikri alınır ve karar sürecine dahil edilmektedir. Fırsatlarda ve ödüllendirmede eşitsizliğe daha az rastlanılmaktadır. Hofstede, dar güç aralığı yaşanan toplumlara örnek olarak Avusturya, İsrail, Danimarka, Yeni Zelanda ve İrlanda’yı göstermiştir. Geniş güç aralığının en çok yaşandığı toplumların ise Malezya, Panama, Guetamala, Filipinler, ve Venezuela olduğunu bulmuştur. Türkiye bu değerlendirmede onsekizinci sırayı almıştır. (1=en geniş güç aralığı; 40 = en dar güç aralığı). Güç mesafesi yüksek toplumlarda, örgüt yapıları çok kademeleşmiş hiyerarşiler şeklinde bulunmaktadır. Özellikle Kamu kesiminde güç mesafesinden doğan bu yansıma çok açık şekilde görülmektedir (Dengiz, 2008). Hofstede tarafından yapılan Toplumsal Değerler Araştırması’nın bulgularına göre Türk insanları İngilizlere oranla üstlerine daha itaatkâr, güçlü ve nüfuzlu insanlardan daha fazla çekinen ve kendilerine ne yapacaklarının söylenmesinden daha az rahatsız olan bir yapı sergilemiştir (Şekil 3) (Taştan, 2007).

 

Şekil 3. Türkiye-İngiltere Karşılaştırması

Kaynak: http://www.geert-hofstede.com

Power Distance (PDI): Güç Mesafesi, Individualism (IDV): Bireyselcilik, Masculinity (MAS) :Erkeksilik, Uncertainty Avoidance (UAI) : Belirsizlikten kaçınma

 

 

Kültürün Belirsizlikten Kaçınma Boyutu:

 

Türk kültürü risk almanın düşük olduğu bir kültürdür (Yıldız & Erdoğmuş, 1998). Başka bir ifadeyle, Türk toplumu, belirsizliğe oldukça müsamahasızdır (Taştan, 2007). Bireyler karmaşıklığın arttığı, enformasyonun açık olmadığı, değişimin ivmelenerek hızlandığı bir ortamda, kendilerini tehdit ve baskı altında hissetmekte ve geleceklerinin ne olacağı konusunda korku yaşamaktadırlar (Dengiz, 2008). Belirsizlikten kaçınmanın yüksek olduğu toplumlarda, bireyler belirsizlik karşısında güvensizlik ve tehdit edilmişlik duygusuna kapılmaktadırlar. Bunu yaşamamak için ise kurallar çerçevesinde hareket etmeyi tercih etmkte ve üstlerinin kendilerine yön göstermesini beklemektedirler. Değişimin ve farklılığın hoş karşılanmadığı bu kültürlerde, çalışma koşullarında süreklilik ve oturmuşluk arayışı söz konusudur. Belirsizlikten kaçınmanın az olduğu toplumlarda ise, yenilikler, farklılıklar ve değişiklikler anlayışla karşılanır; belirsizlikler tehdit olarak algılanıp kaçınılmaz, aksine aşılması gereken engeller olarak algılanıp üzerine gidilmektedir. Bu tür toplumlarda, bireyler riski daha rahat göze almakta ve inisiyatif kullanmaktan kaçınmamaktadırlar. Belirsizlikten kaçınmanın en yüksek düzeyde yaşandığı toplumlara örnek olarak Hofstede, Yunanistan, Portekiz, Guetamala, Uruguay ve Salvador’u göstermiştir. Bunun en az yaşandığı ülkeler arasında da Singapur, Danimarka, Hong Kong, İngiltere, İrlanda bulunmuştur. Türkiye bu boyutta onaltıncı sırada yer almıştır. (1= belirsizlikten en çok kaçınma; 40 = belirsizlikten en az kaçınma) (Taştan, 2007).

Yüksek güç mesafesiyle belirsizlikten kaçınma bir araya geldiğinde toplulukların otoriter yönetimlere kayması (hatta tek seçenekmiş gibi görmesi) artmaktadır. Türkiye’de, belirsizliğe hoşgörünün azaldığı dönemlerde (ekonomik kriz, siyasal kriz, terörün artması, yolsuzluk gibi) toplumun birbirlerine kenetlenerek (ortaklaşa davranış eğiliminin artması – daha önce hiç ortak eylem yapmamış esnaf kesiminin son ekonomik krizde bir araya gelip eylem yapması gibi) tepki verildiği gözlenmektedir. Yaşama karşı tutumla da ilişkili olan belirsizlikten kaçınma, değişime karşı direnç, yarışma, problem çözme vb konularda kedini göstermektedir (Dengiz, 2008).

 

Sonuç

 

Sosyal ve psikolojik süreçler kültürel özelliklere göre farklılık göstermektedir. Ancak araştırmalardan bulunan sonuçlar ve yapılan ayrımlar dünyanın birbirinden tamamen ayrı iki bütünden oluştuğu izlenimini de vermemektedir. Kültürel yapılar arasındaki geçişler, benzeşimler gözden kaçırılmamalı, dünya bireyci ve toplulukçu diye kesin sınırlamalarla ifade edilmemelidir.

Türkiye’de, özellikle Batı kültürüne göre farklılaşan ve Türk insanının davranışlarını biçimleyen kültür bağlamının incelenmesi sonucu elde edilen bulguların incelenmesi kültürel açıdan şu sonuçları ortaya koymaktadır:

·       Toplum Temelli Toplulukçu değer ve normlar egemendir;

·       Feminen değerler ön plandadır;

·       Güç mesafesi fazladır;

·       Belirsizlikten kaçınma eğilimi yüksektir;

·       Geniş bağlamlı kültür baskındır;

·       Baskın kültürel değerler çelişkiden ve yarışmadan kaçınmayı ya da bastırmayı öngörür;

·       Denetim noktası dışarıda bireyler çoğunluktadır.

·       Zaman ufku kısa erimlidir.

·       Eylemcilik pasiftir

Türkiye birçok araştırmacı tarafından “toplulukçu” bir kültüre sahip olarak varsayılsa da, bireyci özelliklerin özellikle, kentsel, yüksek eğitimli ve genç kesimde oldukça yaygın olduğu bir ülkedir. Dolayısıyla doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine bile bireyci ve toplulukçu değrleri değişkenlik göstermektedir.“Bireycilik-toplulukçuluk” kültürlerarası farklılıkları açıklayan boyutlardan sadece biridir. Bir toplumdaki ekonomik gelişim, kentleşme, göç, kültürler-arası etkileşim ve benzeri etmenlerde kültürel özellikleri ve bunların kişi üzerindeki etkisini etkilemektedir. Bu nedenle, kültürel özellikler; tarihi, ekonomik, politik, askeri, çevresel vb birçok boyutuyla ele alınmalı ve çok boyutlu bir bakış açısı içinde incelenmelidir.

 

Kaynakça

Dengiz, G. M. (15 Ocak 2008). Proje Yönetim Derneği Söyleşiler. Yönetim Yaklaşımlarına Kültürel Açıdan Bakış . Ankara: www.pyd.org.tr/001.pdf.

Kağıtçıbaşı, Ç. (1993). İnsan-Aile-Kültür. İstanbul: Remzi Kitabevi.

Kağıtçıbaşı, Ç. (2001). Kültürel Psikoloji Bağlamında İnsan Aile ve Kültür. İstanbul: Evrim Yayınları.

Taştan, S. (20 Aralık 2007 ). Kültürlerarası Farklılıklar, Yönetim ve İnsan Kaynakları Yönetimine Etkisi . http://www.humanresourcesfocus.com/proje5.asp.

Yıldız, G., & Erdoğmuş, N. (1998). Toplulukçu Kültürde Makyavelist Davranış ve Bir Uyulama. Politika ve Yönetimde Etik Sempozyumu Bildiriler Kitabı, s. 1-17. Sakarya.