DUYGUSAL DÜNYA

DUYGUSAL DÜNYA

Küçük Ayrıntılarda Saklı Acılar

9/2/2009




“Kurşun sesi kadar hızlı geçer yaşamak;                                                     

Öyle zordur ki, kurşunu havada, sevgiyi de yürekte tutmak!

Bazen duygularımız bizden erken yaşlanır ve bizden hayatın geri kalanını alır. Hayatın, kendini anlayanları cezalandırmasıdır bu.

Durup, durup ardına bakan kadınlar vardır. Geçmişi düşünmekten şimdiyi yaşayamazlar. Her şeyi didikleyip duran, mazisinin gölgesinden, anılarının yükünden bir türlü kurtulamayan, gözleri ufuk yorgunu kadınlar.

Güçlü, köklü bir biçimde yeni arkadaş edinecek yaşları geride bıraktıysan eğer, hasar görmüş eski arkadaşlıkları onaracak çağı da geride bırakmış oluyorsun.

Zaman ilerledikçe birçok şey, daha zor olmaya başlar. Beklentisi yüksek olan kadınların yalnızlığı daha koyu oluyor. Büyük lafların gölgesinde geçen hayatlar, bir daha iflah olmuyor, geçip gittiğiyle kalıyor. Zaman, aşk... her şey!

Ayrılıkları ayrıntılar acıtır. Kadınları mahveden erkekler değil, ayrıntılardır.

Erkekler, erkekliklerinin tadını alabildiğine çıkartırken, kadınlar bu konuda da umutsuzdurlar. Çünkü kadınlık bekler.  

Ummak ve beklemek kadınlığa verilmiş iki cezadır.”

Murathan MUNGAN

Ummak ve beklemek… Umutsuz olmaz ki yürek… Umutların gerçekleşme ihtimalini beklemeden duramaz ki… Kimi zaman gelir beklenen ya da gerçekleşir umulan… Kimi zamansa ne gelen olur ne de beklenen… Ummak ve beklemek, belirsizliğe karşı direnme gücü de gerektirir. Tanpınar, “Bir şeyden korkmak, biraz da onun geleceğini beklemektir.” Diye yazar Huzur isimli yapıtında. Öyleyse umulan ve beklenilen durumlar da korku da vardır. Beklenilen ve umulan duruma ulaşıp ulaşamamadan duyulan korku…

Mungan, umudu ve bekleyişi kadın boyutu ile ele almış şiirinde. Belki aşkı bekleyen ya da âşık olduğu kişiyi bekleyen kadınları… Ya da belki daha da acımasızcası belirli kıstaslar belirleyip, o kıstaslarda birinin karşısına çıkmasını bekleyen kadınları… Belki de sevdiği adamı yanı başındayken bekleyen kadınları…

Kimi saf bir avuntuyla bekler… Sevdiği adam yanı başında ama ulaşamadığı kadar uzaktadır. Söze dökülmemiş bir şeyler vardır, eksik bir şeyler; söylendiğinde anlamlı bir bütüne ulaşmayı sağlayacak bir şeyler… Ve bekler kadın, sabırla, umutla, inançla… Çünkü aşk, bekler… Olduğu yerde sevdiğini bekler, beklemesini bilir.

Kadın güven doluysa, eminse karşısındakinin sevdiğinden; beklemek acı vermez. Ama ya emin değilse… Sevdiği adamın onunla paylaşmadığı bir şeyler olduğunu sezinlediyse… Ve sezinlediklerini ondan duymak istediğinde cevap alamıyorsa… İşte aşk, sevilen kişi sevene karşı ne kadar açıksa kadın için işler o kadar yolunda demektir. Çünkü bazen acı verici gerçekler, gizlenmiş ya da paylaşılmamış ayrıntılardan daha az üzüntü vericidir. Kadınlar için ayrıntılar önemlidir… Ve o küçük ayrıntılar, yaşam içinde öyle bir şekilde gelir ki kadının önüne, erkek tarafındaki paylaşılmamışlık kadın için acı verici birer iç yarası haline gelir… Ve kadın ne söylese boştur ya da kendisini neyle avutsa… Aşk bütünsel kavrayıştır belki, ama o bütünsel kavrayış ancak ilişki paylaşım ve yaşanmışlıklar açısından yoğun bir süreci içermişse mümkündür. Paylaşımın ve birlikteliğin sınırlı olduğu ilişkilerde, bütünsellik önemli de olsa ayrıntılar acı verici ve yaralayıcı bir hal alır… Çünkü kadın duygusaldır ve sevdi mi tüm benliğiyle sevmektedir. İşte o yüzden Mungan’ın da dediği gibi kadınları mahveden ayrıntılardır!!! Hele ki o ayrıntıları ilk sevdiğinin kendisinden öğrenmediyse… 

Sizin hiç yüreğiniz acıdı mı?

Duygu Dinçer
Psikolojik Danışman 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

GöLgE Yaşamlar

21/10/2008


Şu karaltı da ne?

Benim önümde ya da arkamda duran,

Yüzü gözü görünmeyen,

Sürekli benimle olup da

Bir türlü benimle aynı olamayan…

Gölge diyorlar ona

Işığın geliş yönüne göre yer yön değiştiren

Ve o insana ait olan.

Peki ya gölgesi bu kadar yabancı olur mu insana?

Bana ait olan ama her şeyiyle benden farklı olan…

Hiçbir hareketi ben değil,

Kendine belirlediği yön bile tezat sahibiyle.

Kişiler mi egemendir gölgelere,

Yoksa gölgeler mi egemendir kişilere?

Yaşamın kendisini yaşayan, gölgem mi ben mi?

Hangimiz daha gerçek?

Hangimiz daha “ben” ?

Gün gelir gölgeler de yer değiştirir sahipleriyle

Sahipleri kendilerini hakiki sanırken

Onlar daha sahicidirler sahiplerinden…

Gölgelerin de yaşamları yok mudur?

Sadece bizim görüntümüzün aksinden mi ibarettirler?

Kim bilir belki de bizden daha cesurdurlar yaşarken.

Ya da belki kendi gölgesinin altında

Gölge bir yaşam sürdüren bizizdir kim bilir…

Gölge gibi yaşamak

Gölge bir yaşamın parçası olmak

Ya da gölge yaşamların bile gölgesi olurcasına yaşamak.

Aradaki farkın ayırtına varmak,

İşte o, zor mesele!

Kaç insan fark eder kendi gölge yaşamının

Ya da kaç insan kabul eder gölge yaşamın da gölgesi olan bir yaşamın.

İşi sırrı kendi gerçekliğinde

Siz mi daha gerçeksiniz yoksa gölgeniz mi?

Siz mi daha cesursunuz yaşamda yoksa gölgeniz mi?

Siz gölgenizi tayin mi eder siniz

Yoksa o mu sizin onun gölgesi altında yaşamanızı sağlar

Sorun bir kere kendinize…

O gölge mi benim, ben mi o gölgenin gölgesiyim?

 Yazan: Duygu Dinçer

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Romantik İlişkilerde “GÜVEN”

23/9/2008


Kişilerarası ilişkiler üzerine yapılan çalışmalar göstermiştir ki, “güven” çoğu ilişkinin ayrılmaz bir parçasıdır. Gerek arkadaşlık, dostluk, iş ilişkilerinde gerekse flört ya da evlilik ilişkilerinde önemli bir boyut ve sürdürülebilirliği açısından bir ön koşul niteliğindendir. Romantik ilişkilerde güven konusu üzerine akademik literatür hakkında bilgi vermeden evvel gerek sözlü anlatımlarda gerekse internet ortamında sıkça dolaşan bir alıntıyla başlamak konuya tanıdık bir giriş yapılması adına hoş olabilir. Ancak bu alıntı bu yazı çerçevesinde yeniden yazılıp bir parça değiştirilmiştir:

“Bir zamanlar duyguların dünyasında yaşayan ve birbirinden hiç ayrılmayan üç arkadaş yaşarmış. Bu üç arkadaş, birbirinin tamamlayıcısı olarak birlikte var olmalarının ne kadar önemli olduğunu bilirler ve aralarından biri eksilirse diğerlerinin de bir parçasının kaybolacağını düşünürlermiş. Yani birlikteliğin gücü, “bütünlük” algısı verir, bir parçanın yokluğu bir “eksiklik” duygusu verirmiş. Aşk; ateş gibiymiş, etrafında toplanan insanların yüreklerini sımsıcak yapar, ruhları ve bedenleri kıskıvrak sararmış. Dostluk, rüzgâr gibi, meltem gibiymiş. Soludukça daha bir güçlendiğini, yenilendiğini hissedermiş insan. Hafif bir mahmurluk çöker, ılık ılık teninde ve ruhunda esmesini istermiş insan. Aşk ateşini daha da alevlendirir, coştururmuş. Ve Güven… Güven toprak gibiymiş. Aşk ve Dostluk tohumlarının kökleri o toprağın derinliklerinde saklıymış. Toprak –Güven-, ana gibiymiş. Tohumlara zemin sunar, büyüyüp yeşermelerine imkân verirmiş. Aşk ve Dostluk, Güven toprağıyla var olurmuş.

Bir zaman sonra, Aşk sıkça gözden kaybolmaya başlamış. Dostluk ve Güven onun nereye gittiğini bilmez, ama döneceği anı sabırsızlıkla beklerlermiş. Çünkü onlar, birlikte olduklarında “bütünlük” içinde hissederlermiş demiştik ya… Aşk’ın uzaklaşmalarıyla devam eden bu düzen bir gün son bulmuş! Çünkü Aşk, bir gün bir not bırakıp gitmiş ve bir daha hiç gelmemiş. Nota “Beni özleyeceksiniz biliyorum. Ama gitmem gerek, bu dünyadaki yaşamım zorlaştı. Artık size yetmediğimi düşünüyorum. Bu nedenle yolu ayırıyorum. Ama beni özlerseniz sadece etrafınıza dikkatle bakın. Mutlaka göreceksiniz. Nerede birbirine arzuyla bakan, birbirinin gözlerinde kendilerini görmek isteyen, elleri kenetlenmiş bir çift görürseniz ben orada olacağım.” yazmış. Bu ayrılış Dostluk ve Güven’i, baş başa bırakmış. Ama demiştik ya Aşk ateş, Dostluk da ateşi alevlendiren rüzgâr gibiymiş... İşte alevlendireceği Aşk olmayınca, yaşamı pek bir tek düze olmaya başlamış gibi hissetmiş Dostluk. Güveni çok severmiş, ama tek başına Güven de yetmiyormuş gibi hissetmiş. O Aşk alevini arar olmuş ve sonunda karar vermiş yolunu ayırmaya. Ama o Aşk gibi, bir mektup bırakıp gitmek istememiş. Güven’in karşısına geçip direkt söylemek istemiş. Ertesi gün Güven’i yanına çağırmış ve ayrılacağını haber vermiş. “Aşk da gittikten sonra yaşamımda bir eksiklik oldu. Bir parçamız kopunca zaten o bütünlük hissini kaybettik. Ben ayrılıyorum Güven. Ama merak etme,  nerede başını birine dayamış ağlayan iki insan görürsen beni orada bulursun.” demiş ve arkasını dönüp hızla uzaklaşmış. Güven onu durdurup son bir söz söylemek istemiş, ama yetişememiş. Ne aşka, ne de dostluğa söyleyemediği bir gerçeği varmış Güven’in. Sessizce hıçkırarak kendi kendine söylenmiş Güven: “Siz, kendi yollarınızı ayırdığınızda, özlendiğinizde nerede bulunacağınızı söyleyip de gittiniz. Ama ben olmadan büyüyüp yeşeremeyeceğinizi fark edemediniz. Beni kaybederseniz bulabileceğiniz bir yer yok, işte bunu bilemediniz…”

Güvenin anlamına genel olarak bakıldığında, bir bireyin bir diğerinin doğruluğuna ve dürüstlüğüne olan inancı şeklinde tanımlandığı görülmektedir. Yukarıdaki hikayede de anlatıldığı gibi, aşk ve dostluk duyguları güven duygusunun olmadığı durumlarda temeli iyi inşa edilememiş bir bina gibidir. Ufak sallantılarda devrilmeye, yıkılmaya hazırdır adeta.

Stinnett ve Walters’ın yaptığı çalışmalar, güven duygusunun ilişkilerdeki güvenliği arttırdığını, hareketlerdeki çekingenliği  azalttığını ve bireylere duygularını ve hayallerini paylaşma özgürlüğü verdiğini ortaya koymuştur. O’neill ve O’neill tarafından yapılan çalışmalarda ise güven, evli çiftler için evlilik ilişkisine kapılarını açmak ve kişisel ve kişilerarası ilişkilerdeki potansiyelini ortaya koymak için olmazsa olmaz şartlardan biri olarak görülmüştür. Lederer ve Jackson tarafından yapılan çalışmalara bakıldığında, güven kavramının, güven ile ne ifade etmek istediklerini belirlemek ve fenomenle ilgili tatmin edici ölçümler sağlamak için yeterince başarı sağlayamayan yorumlayıcı bir kavram olarak kullanıldığı görülmektedir (Larzerlere & Huston, 1980, s. 595). Bu görüşlerden de anlaşılacağı üzere güven, ikili ilişkilerde bireylerin savunma çeperlerini esneterek, bir geçiş alanı sunmaktadır. Böylelikle karşılıklı ilişki içinde taraflar güvenleri oranlarında açıklık içinde davranmaya yönelebilmektedirler.

Literatürde özellikle kişilerarası güven ile ilgili durumları kavramsallaştırmış iki atıf yer almaktadır. Bunlardan birincisi, partnerin yardımseverliği/iyilikseverliğiyle ilgilidir. Partnerler, gerçekten diğerinin sağlığı ve selametiyle mi yoksa kendisiyle mi ilgilidir? Başka bir ifadeyle, partner bireysel olarak mı hareket etmektedir yoksa birliktelik içinde mi? Bu yönelimler aynı kişilerarası davranışları yönlendirmektedir. Fakat bir partnerin temel yönelimi farklı kişilerarası davranışlara yönelmeyle, ileriye dönük olarak bazı gelecek durumları hakkında tahminde bulunmayı etkilemektedir (Larzerlere & Huston, 1980, s. 595). Yardımseverlik ile ilgili yapılan atfa biraz daha açıklık kazandırmak gerekirse, partneriniz sadece kendi bireyselliği içinde mi hareket etmektedir? Yoksa yaşamında sizi de düşünerek birlikteliğinizin kabulü ve bütünlük algısı içinde “biz” olarak mı düşünmektedir? Aldığı kararları kendi için mi, yoksa sizin birlikteliğinizi göz önüne alarak sizin iyilik ve selametinizi de önemseyerek mi ele almaktadır?

Kişilerarası güvene yönelik yapılan diğer bir atıf ise, “dürüstlük” ile ilgilidir. “Partnerimin gelecekle ilgili niyetleri konusunda bana doğruları anlattığına ne derece inanabilirim?” Örneğin bir lisansüstü eğitim öğrencisinin eşi, ona evlendikten sonra eğitimine devam etmesi için söz verdiyse, eşi bu söze ne kadar güvenebilir? (Larzerlere & Huston, 1980, s. 596) Bir başka ifadeyle “Sevdiğiniz insan size verdiği sözleri gerçekleştirme konusunda ne kadar samimi? Yerine getirebilecek durumda mı, yani onun vaatlerini gerçeğe dönüştürebileceğine inanmalı mısınız? Yoksa sadece avuntu olarak ya da konuşmanın akışı içinde lafın gelişi sözler olarak mı değerlendirmelisiniz? Verdiği sözlerde ne kadar dürüst ve vaatlerini ne kadar yerine getirebilir?

Partnerlerin dürüstlük ve yardımseverliğiyle ilgili olarak yapılan bu atıflar ilişkinin gelecek potansiyelini değerlendirmede oldukça önemli gerçeklerdir. Hedef kişinin algılayan tarafından dürüst ve yardımsever görülmesi, algılayan için ilişkinin geleceğinin olumlu olarak yordanmasına neden olacaktır. Atfedilen yardımseverlik kişinin daha içten olmasına rağmen kendini rahat hissetmesine izin verecek ama bu yüzden de daha incinebilir bir hale gelme potansiyeli oluşturabilecektir. Atfedilen dürüstlük ise partnerin gelecekle ilgili samimi niyet gösteren itibari değeri için önkoşul olarak görülmektedir. Yardımseverlik ve dürüstlük kavramsal olarak ayrışmakla birlikte, kişilerarası ilişkilerde birbirine dolaşık bir şekilde yer almaktadır. Eğer bir partnerin dürüstlüğü sorgulanıyorsa bu durum karşılıklı olarak onun yardımseverliğiyle ilgili şüpheye de yönelecektir (Larzerlere & Huston, 1980, s. 596). Bu durum bir bakıma, sevdiğiniz kişinin sizi de düşünerek adım attığı konusundaki dürüstlüğüne ve samimiyetine inanabilmeniz için, onun sizi yaşamsal kararlarına ne kadar dâhil ettiği ile ilgili algınıza dayalıdır. Bu konulardaki herhangi bir şüphe, güven konusunda bir boşluk olduğunu göstermektedir.

Böylece literatürde güvenin kavramsallaştırılması şu izaha yöneltmiştir: Güven, bir kişinin diğer kişinin yardımseverliğine ve dürüstlüğüne inanma derecesiyle ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla çift ilişkilerinde güven, genel güvenden ayrı bir yapıda değerlendirilmeye başlanmıştır. Zira genelleştirilmiş güven bir kişinin diğer insanların karakteriyle ilgili inanma yekûnudur. Çiftlerde güven; aşk,  kendini açma ve bağlılık gibi ilişkinin içtenlik nitelikleriyle bağlantılıdır. Güvenin, bir partnerin diğerine yardımseverlik konusundaki atfıyla ilgili olarak ele alınışından beri, diğer kişinin güven duygusu hissetmesindeki önemi ortaya çıkmıştır. Ayrıca bu yardımseverliğin aşkın önemli bir boyutu olduğu da görülmektedir. Örneğin, “Ben yaptığım hemen her şeyi sevdiğim insan için yaparım.” ifadesi bunu açıklamaktadır. Bu yüzden, güven, bir partnerin diğer partnere olan aşkıyla da ilgilidir. Partnerlerin birbirini daha iyi tanımasıyla birlikte birbirlerine yönelik atıfları daha tutarlı ve doğru hale gelmeye başlamaktadır. Dion ve Dion tarafından yapılan çalışmalarda, evli çiftlerin aşkları ve duydukları güvenle evlilik öncesi aşamadaki çiftelerin aşk ve güven skorlarının karşılaştırılmasında evli çiftler lehine sonuçlar ortaya çıkmıştır. Fakat bireysel aşk ve güven skorlarına bakıldığında bunun zamanla ilgili olduğu yönünde bir bulgu elde edilememiştir. Dolayısıyla partnerlerin aşkı ve güveni; çiftler açısından aşk ve güven konusunda anlamlı sonuçlar vermekteyken, bireysel aşk ve güven arasında aynı ilişki bulunamamıştır. Sonuç olarak anlaşılmıştır ki, evli çiftlerin güven ve aşkı, çıkan çiftlerin/sözlü çiftlerin güven ve aşkından daha yüksek olabilmektedir (Larzerlere & Huston, 1980, s. 596). Buradaki bulgular, bir bakıma zaman içinde bireylerin birbirlerini daha iyi tanıdıkları, bu tanıma sonucunda güven duygusunda artış yaşandıysa karşı tarafa kendini açma ve bağlılık konusunda daha samimi olma açısından değerlendirilebilir. Evli çiftlerdeki güven duygusunun, taraflarının birbirlerine bir ömür boyu birlikteliği vaat etmesi ve bunu yazılı bir şekilde onaylamasının getirdiği bir güvenden kaynaklandığı da düşünülebilinecek bir başka hususolarak değerlendirilebilir.

Altman ve Taylor tarafından yapılan çalışmalarda ise güven, çiftlerin süregelen ilişkilerinde kendini açmasıyla ilgilidir ve bunu gerekli kıldığı ortaya çıkmıştır. Karşılıklı olarak kendini açma davranışı, çoğu ilişkide karşılıklı güven ile ilgilidir. Bu yöndeki varsayımlar test edildiğinde ise yapılan çalışmalarda karşılıklı güven ve kendini açma davranışı arasında herhangi bir ilişki olduğu yönünde bulgular sunmamıştır. Ancak çiftler arası güven ile partnere kendini açma davranışı arasında pozitif bir ilişki çıkan çalışmalar da ortaya çıkmaya başlamıştır. Bağlılık açısından bakıldığında ise, çiftler arası güvenin bağlılığın ön koşulu olduğu gözlenmektedir. Yapılan çalışmalar göstermiştir ki güven düzeyi arttıkça bağlılık düzeyi de artmaktadır. Yeni evlilerde saptanan güven düzeyi, nişanlı ya da nikahsız olarak birlikte yaşayan çiftlerden daha yüksek olarak bulunmuştur. Eski ilişkilerde hissedilen güvenin şimdiki yakın ilişkilerde olandan daha az olduğu düşünülmektedir (Larzerlere & Huston, 1980, s. 597).

Sonuç olarak güven; karşılıklı ilişkilerin temel dinamikleri arasında yer alan bağlılık, kendini açma ve aşk ile doğrudan ilişkili olmakla birlikte bu süreçlerin yaşanmasında zemin oluşturan bir yapı sağlamaktadır. Partnerlerin birbirlerinin dürüstlüklerine ve ilişkilerinde karşılıklı olarak birbirlerinin iyiliğini düşünmelerine paralel olarak çiftler arası güven durumundan söz edilebilinmektedir. Geleceğe yönelik niyetlerde, partnerlerden birinin diğerini o yaşam planlarının içine dahil ediyor olması ilişki için önemli bir boyutken, aynı zamanda bu planlamaya dahil etmedeki samimiyetine ve dürüstlüğüne olan inanç da bir o kadar önemlidir.

Son sözler;

Freud’un

“Güç ve güveni, hep dışımda aradım. Ama bunlar insanın içinden gelir. Ve her zaman oradadırlar.”

ifadesi ve  La Rochefoucauld’un:

“Başkalarına karşı beslediğimiz güvenin en büyük kısmını doğuran, kendimize olan güvenimizdir.”

ifadesiyle olsun…

 

Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

PLATONİK AŞK: Hayalimdeki Sevgilim

22/9/2008


İşte yine o! Yine karşınızda! Ve sizin kalbiniz hızla çarpıyor, midenizde kelebekler uçuşuyorken o yine size “sıradan” biri gibi davranıyor!... Onun hayatında özel bir yerde olmadığınızı hissettiren bir tarzda. Bu kimi zaman bir okul arkadaşı, sınıf arkadaşıdır kimi zaman iş arkadaşı, kimi zaman da hocanız, patronunuz ya da uzaktan gördüğünüz biri olabilir. Siz onun hayatıyla ilgili her ayrıntıyı bulma ve keşfetme merakıyla hareket ederken o belki 3 saniyelik bir göz temasından başka bir şekilde yaklaşmıyor size! Tüm ilgisi o kadar! Ya da belki ortak çalışma alanınızda “iş” için yapılan görüşmelerden başka elinizde hiçbir şey yok. Gerçi siz onun herhangi bir bakışını “Acaba mı? Acaba o da bana karşı bir şey hissediyor mu?” düşüncesiyle kendi iç dünyanıza uygun hale getirme çabası içinde hareket ediyor da olabilirsiniz. Çünkü siz onu seviyorsunuz! Hem de nasıl!

Sanırım biraz sancılı bir süreç olsa da, bu platonik aşk süreci ilişkinin aşık olan kişi boyutuyla en güzel süreçlerinden biri. Zira karşınızdakini kendi kişisel özelliklerinden ziyade sizin zihninizdeki imajı yoluyla donatıyorsunuz. Sizin için “ideal" biri halinde. Belki de bu süreçteyken onun fiziksel görüntüsünün ve belirli bir takım kişisel özelliklerinden ziyade hayalinizdeki sevgiliye aşıksınız, kim bilir!

Bu süreçten sonra genel olarak süreç ya iki taraf için de paylaşılan bir duygu halini almaya başladıysa “romantik bir ilişki” boyutuna geçecektir ya da belki bir ömür boyu kendinizden veya söyledinizse birkaç yakın arkadaşınızdan başka kimse tarafından bilinmeden kapatılan bir defter haline gelebilecektir. Hep “hayalinizdeki sevgili” niteliğiyle hatırlayacağınız bir halde. Bu nokta da Özdemir Erdoğan’ın Keman Öğretmeni eserinin sözlerini hatırlayalım:

“KEMAN ÖĞRETMENİ
-hazır mısınız ?
-evet, efendim
-kemanın akordu tamam mı?
-evet,
-iyi, başlayabiliriz.. fa
-la mi
-re mi fa
-mi'ye dikkat et
-affedersiniz
-sol
-si fa
-sol la si
-la si do la fa
nedir bu duyduğum heyecan
bambaşka bir duyguyla coşuyor şu an içim
nasıl da parlıyor gözlerim
bir duygu unuttuğum kaplıyor her yanımı
Âşık mı oluyorum
20 yaş farka rağmen
ben sana söylemek istiyorum ki
ben seni öyle çok seviyorum ki
seninle birlikte göz göze
geldiğimiz anlarda bir garip oluyorum
bilmem ne olacak sonum
sana ders vermek için günleri sayıyorum
Âşık mı oluyorum
20 yaş farka rağmen
-iyi yarından sonra görüşürüz
-hayır efendim
-perşembe öyleyse -hayır efendim, artık dayanamayacağım ...
-neden, derslere devam etmek istemiyor musun?
-hayır efendim.
-peki ama neden?
-Çünkü ben de, ben de sizi seviyorum”

Eğer durumunuz romantik ilişki boyutuna geçip karşılıklı bir hal aldıysa, artık “o sevgili” sizin hayalinizdeki sevgili halini değil “kendi gerçekliğindeki sevgili” halini almaya başlayacaktır. Tüm eksik, hatalı ve deforme olmuş yönleriyle karşınızda durmaktadır! Uyuşan ve uyuşmayan yönlerinizle artık kendi gerçekliğinizin içinde yaşamaktasınızdır. Artık o sevgili sizin sadece olumlu ve üstün vasıflarla bezediğiniz kişi değildir. Hatta belki de sizi hayal kırıklığına uğratan, beklentinizden çok farklı bir ilişki içinde bile bulabilirsiniz kendinizi. Gün olur anlaşmazlıklar içinde öfkelenebilirken kimi zaman hiç fark etmediğiniz olumlu bir vasfını daha görüp sevginizin daha da şiddetlendiğini hissedebilirsiniz. Bu boyutuyla artık “romantik bir ilişkiniz” vardır ve sorumluluğu tamamen taraflara aittir.

Romantik ilişki boyutuna geçti deyip sevinmeyin! Her romantik ilişkide tarafların zamanlarının çoğunu birlikte geçirme ya da birbirini görebilme, seslerini istenilen sıklıkta duyabilme şansı olamayabiliyor. Hatta birbirinin yüzüne hasret, ama bir ilişki içindeyim hissiyle yaşar bir halde bulabilirsiniz kendinizi. Günlerce, haftalarca, aylarca sevdiğinizden haber alamadan garip bir boşluk ve yalnızlık hissiyle yaşamınızı sürdürmek zorunda da kalabilirsiniz. İstenen bir durum olmasa gerek! Ama zaman ve koşullar bunu gerektirebilir. İşte bu boyutuyla aşk, romantik bir ilişki başlığı açılmış olmasına rağmen “platonik” içerikli bir bölüm olarak hayatınızda yer alabilir.

Özellikle internet kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte, yüz yüze görüşmenin ve sesin tınısını webcamların aldığı bir dönemde, üstelik bu platonik aşk “sanal alem aşkı” haline dönüşebilir. Düşünsenize bir kere: Sevgilim dediğiniz kişiyle msn iletileri, e-mail içerikleri ve cep telefon mesajları gibi çoğu yazılı ifade dili olan bir ilişki içinde de bulabilirsiniz kendinizi. Sevdiğinizin “hayatındayım” dediğiniz anda “ne kadar hayatındayım”ı sorguladığınızda bunların ötesine geçemeyen ya da bir türlü geçmenin yolunu bulamayan bir ilişki içinde olabilirsiniz.

Dolayısıyla aşk, ister platonik olsun ister karşılıklı kişinin kendi iç yalnızlığının labirenti içinde kaybolmadan avuçlarının arasında taşımayı bilmesini gerektiren bir duygudur. Yaşam nehrinin akışı içinde kendimizi akıntıya en çok bıraktığımız sırada sevgi ağacından uzanıp tutunacak bir dal gibidir aşk… Ya sıkı sıkıya tutunacaksınız ya da nehrin akışına kendinizi salıverip uzaklaşacaksınız. Daha vahim bir hali de sıkıca tutunmaya karar verdiğiniz anda o dalı gövdesinden koparıp kurumaya yüz tutan bir hale getirme riskiyle karşı karşıya olmayla ortaya çıkar. Yani aşk her bakımdan çok da kolay olmasa gerek… Mühim olan zorluklarla başa çıkabilecek gücü kendinizde bulup, arkanızı dönüp gitmektense, kalıp zorluklara rağmen yaşamak “her şeye, herkese ve her duruma rağmen” sevmeyi ve sevmeyi sürdürebilmek için emek vermeyi becerebilmektir.  Çünkü aşk “duygusal emek” gerektirir…

Duygu Dinçer
Psikolojik Danışman

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

ÖTE YORUM: Zihninden Geçenleri Okuyabiliyorum!

21/9/2008


Günlük yaşamda “Aklından ne geçtiğini adım gibi biliyorum.”, “Ben onun ciğerini okurum.” gibi ifadelere sıkça şahit olmuşsunuzdur. Belki de bu cümleyi sarf edenlerden biri de sizsinizdir, kim bilir!  İkili ilişkilerde, birbirini tanıdıkça, karşımızdaki insanların hangi durumlarda nasıl tepkiler verdiğini öğrendikçe,  onun benzer olaylarda ne şekilde düşüneceğini ya da davranacağını anlamak elbette olasıdır. Ve elbette insan insana ilişkilerde karşılıklı olarak birbirini anlayabilmek çok önemlidir. Ama bunu başarabilmek için, karşıdaki kişiyi anlayabilmeye imkân verecek bir veri tabanı oluşturmuş olmamız gerekmektedir. Bu veritabanını doldurmanın yolu paylaşılan her anı, her parçayı karşıdaki kişiyle ilgili değerlendirmelerde işleme dâhil etmekten geçer. Dolayısıyla bilinçli ya da bilinçsiz birçok uyaran, zihinde kodlanır. Kişi, bu kodların farkındaysa karşısındaki ile etkileşim halinde bunları aktif olarak kullanabilir ve süreci zenginleştirebilir. Farkında olmadığında ise, veri toplamaya devam etmelidir ki bilinçaltındakiler çağrışım yaparak yüzeye çıkabilsin ve böylelikle yönetilebilir bir hale gelsin. Ama burada dikkat edilmesi gereken önemli bir husus var ki ilişkiler açısından elzem nitelikte olmasına rağmen, insanlar ağına düşmekten kurtulamaz: ÖTE YORUM.

Öte yorum, bir kişinin, karşıdaki insanı tanıdıkça, başka bir ifadeyle onunla ilgili verilerini arttırdıkça, onun zihninden geçenleri de okuduğunu düşünmeye başlamasıyla ilgilidir. Karşıdakinin tutum ve davranışlarını, onun kendinde uyandırdığı izlenim, daha doğrusu kendindeki veri tabanına göre anlamlandırmaya çalışma çabasıdır. Bu yaklaşım, ilişkilerde başlangıçta fayda sağlasa da kimi zaman, karşı tarafın hiç de düşünmediği şeyleri düşündüğü konusunda bir algıya neden olduğu için zarar verici olabilmektedir. Buradaki bir diğer kritik nokta ise, bu öte yorumları karşıdaki insanla paylaşmamak ve neticesinde de ondan kendi açıklamasını almamaktır. Bu tür birikintiler de karşılıklı olarak paylaşılmadıkça zamanla, insana kendi içinde huzursuzluk veren ve bir bakıma karşısındakini sağlıklı olarak değerlendirmesini engelleyen, dolayısıyla da ilişkiye zarar veren bir hale gelebilmektedir.

Başka bir ifadeyle öte yorum, bir çeşit “akıl okuma” oyunu oynamak gibidir. Davranışa bakıp, zihni okumak da denilebilir. Adeta, o kişi yerine düşünmek, o kişi yerine algılamaktır. Kişinin, kendinin ve karşısındakinin konumunu, kendi algılarına göre zihninde yeniden şekillendirmesi gibidir. Halbuki “biz kendimiziz, o da kendi”. Bırakalım herkes kendi payına düşeni, dilediğince düşünsün.

Karşımızdakini belli bir kategoriye sokmak, onun yerine onun adına düşünmek ve bunu karşımızdakine yüklemek hem karşılıklı olarak hem de bireysel olarak yıpranmalara yol açacağı gibi, aslında bir bakıma kolaya kaçmaktır da! Zira varsayımlar üstünden hareket etmek, ilişkide daha az duygusal emek vermeye yol açmaktadır. Kişi kendisini duygusal açıdan zorlayan yaşantılarda, karşısındaki ile bu durumu paylaşmaktansa zihnindeki veri tabanına dayalı olarak yorumlayarak karşılıklı konuşmada karşılaşılacak olası zorluklardan da kaçmaktadır. Belki de öte yorum, bazı insanlar için karşılıklı ifade sürecinde daha olumsuz bir durumla ya da sahip olunan kaygılarla yüzleşmemek için başvurulan bir yoldur. Ancak pırıl pırıl parıldayan yürekleri, şüpheler ya da varsayımları temel alarak sisler altında bırakmanın ve böylece yaşamı zorlaştırmanın ne ilişkilerimize ne de bize faydası olmayacağını bildiğimize göre, kaçınmak da bizim elimizdedir. Öte yorumsuz ilişkiler dileğiyle…

Duygu Dinçer
Psikolojik Danışman

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı